|
Jiyan-Board
|
|||||||
| Kayıt ol | Cezalilar | Tüm Albümler | Roj Tv Zindi | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Yönetici
![]() ![]() |
Sayfa:20-21)
Alevi ibadetinin temel taşı, Alevi Cem Töreni'dir (Ayin-i Cem). Alevi A-yin-i Cem'i, evreni doğuran mucizeden (büyük patlama) bu yana, evrenin ve yaratılışın geçirdiği bütün evreleri, zengin söz, müzik, dans ve ritüellerle anlatan olağan dışı bir şölendir. Alevi A-yin-i Cem'i Aleviliğin başyapıtıdır. Bu başyapıt içinde, bir yandan evrenin sırları, semboller ve sır perdeleri içinde sahnelenirken, bir yandan da yaratılış ve insanın halk edilişi ortaya konur. A-yin-i Cem'in anlatımları bir bakıma Aleviliğin tanımını da oluştururlar. Bu yüzden A-yin-i Cem, Alevi tarihinin ve Alevi teolojisinin gerçek mecrasını oturtulmasında en önemli kaynaktır. Şimdiye kadar araştırmacıların yaptıkları, çok geç zamanlarda ve Aleviliğin ağır ızdırap dönemlerinde (XV-XVııı. Yüzyıllar arası) yazılmış, özensiz bir üslupla ele alınmış kimi eserleri kaynak alarak Alevi tarihini oluşturmak olmuştur ki, bunun sonucunda kafalar çok karışmış ve özden uzaklaşılmıştır. Asıl kaynak olan Alevi Sözlü Geleneği ve Alevi ibadeti temel alınarak, Alevi tarihi incelendiğinde görülecektir ki, gelenek içinde pek çok kez altı çizilerek vurgulandığı üzere, ALEVİLİK VE İNSANLIK AYNI YAŞTADIRLAR. ALEVİLİK TARİHİ, İNSANLIĞIN TARİHİ İLE BİRLİKTE BAŞLAMIŞTIR. Alevi deyişlerinin, nefeslerinin ve ritüellerinin adeta içine sinmiş bu son derece iddialı Alevi söylemini doğrulamak, ilk bakışta pek mümkün görünmese de araştırmalar sonunda anlaşıldı ki, Kadim Dünya' nın en eski yazılı belgeleri olan on iki bin yıllık Naakal ve Meksika Yazıtları, beş bin yıllık Sümer Kil Tabletleri, semavi dinlerin ilk kitabı 3300 yıllık Tevrat ve Hıristiyanlığın. kutsal kitabı İncil, Aleviliğin bu iddialı söylemini doğrulayan bilgiler ile doludur. Bu araştırma ile ilk kez, Alevi Sözlü Geleneği, Aleviliğin arşivi olarak kabul edilmiş ve ilk defa Alevi tarihinin izleri, Alevi kaynaklarının dışında kadim belgelerde aranmıştır. Alevi tarihi ile ilgili yeni ve doğru bir açılıma ulaşılmış ve Alevi tarihinin doğru mecrasına oturtulması amaçlanmıştır. Bu, gelecekteki Alevi tarihi araştırmaları için kolaylık sağlayacaktır. Alevi tarihine getirilmeye çalışılan bu yeni perspektif ile, Alevi tarihi ve Alevi tarihinin başlangıcı ile ilgili şimdiye kadar yapılmış sonu gelmez kısır tartışmalara olumlu bir katkı sağlaması hedeflenmiştir. Geçmişte Alevi inanışının İslam ile ilgili olmadığını söyleyen kimi araştırmacılar olmuştur. Ancak bu sezgilerini cesaret ve açık yüreklilikle ortaya koyanlar, bu söylemlerine bilimsel bir alt yapı oluşturamamışlardır. Bu araştırmacılara göre Alevilik, Şamanizm'den Budizm'e, Zerdüştlük' ten Mandeizm' e, Yahudilik' ten Hıristiyanlığa, bütün dinlerin bir sentezidir. Bir yaşam biçimi ve bir kültürdür. Alevilik elbette İslam 'la ilintili olmadığı gibi İslam'ın cemaat dışı bir mezhebi de değildir. Ancak bunu öne sürenlerin dile getirdikleri gibi Alevilik, çeşitli dinlerin ve çeşitli kültürlerin etkileşimi ile ortaya çıkmış, ne olduğu belirsiz bir sentez hiç değildir. Alevilik, yeryüzündeki hemen, hemen bütün inanışları etkilemiş, semavi dinlere de başlangıç oluşturmuş, asıl kaynaktır. Yani "Serçeşmedir". Bu araştırmada, çok katlı sır perdeleri altında özenle saki anmış Alevi inanışının ruhu ortaya konulmaya çalışılmıştır. ALEVİ SÖZCÜĞÜNÜN KELİME ANLAMI VE DEĞİŞİMİNDE YAŞANAN SÜREÇLER: (Sayfa:31-32) Bu sözcüğün(ALEVİ) kökeni, Anadolu'nun kadimdeki sessiz uygarlığı Luviler ve Luviler'in çağdaşı ve komşuları Hititlere kadar uzanır. MÖ 2000 yıllarından itibaren Anadolu'ya gelen Hititler, yazışmalarında ve kayıtlarında çivi yazısı kullanıyorlardı. Ancak Hititler' den günümüze kalan kimi tabletlerin üzerinde, çivi yazısından başka bir yazı kullanılmıştı. Resimli işaretler biçimindeki bu kutsal sembollere "Hiyeroglif' deniyordu. Hiyerogliflerin bir kısım Hitit Dili'nde yazılmış iken bir kısmı Anadolu'da Hititler Ie birlikte yaşamış ve derin izler bırakmış bir başka Anadolu halkının dilinde yazılmıştı. Hititler bu halka, Luviler diyorlardı. Luviler'in kim oldukları bilinmiyor. Anadolu'ya Asya'dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var. Ancak bir şey var ki Anadolu' da halen kullanılan birçok yer adının, onların dilinden geldiğini, Anadolu Türkçe'sinde Luvi dilinden kelimelerin halil kullanıldığını ve asıl önemlisi Hititler aracılığı ile onlardan kalan yazılı tabletlerde, Anadolu'nun ve insanlık geçmişinin sırlarının saklı olduğunu, Luviler'le ilgili geniş bir araştırma yapan Sefa Taşkın şöyle dile getiriyor "İö 2000 li yıllardan sonra Hititlerin bıraktığı yazılı ve resimli belgelerin bize tanıttığı Luviler adı verilen halkın, yalnız Anadolu'nun değil insanlığın derin geçmişi ile ilgili önemli gizler taşıdığı günümüzde yeni, yeni ayırt ediliyor.” “Luvi sözcüğü birçok dilde ışık ve ışık kaynağı anlamına gelen sözcüklerin kökünü oluşturmuştur. "Lukka, Hititçe' de ışıldamak karşılığı kullanılıyordu"ı Latince'de ışık lux, İngilizce'de light, İtalyanca'da lure, İspanyolca'da luz, Almanca'da licht tir. Fransızca' da Iumiere, Hititçe lukka sözcüğünün tam karşılığı olarak ışıldamak anlamını taşımaktadır. Bu kadim sözcük Türkçe'de a ön ekini alarak alev olarak kullanıla gelmiştir (Alev bilindiği gibi Türkçe'de ateşin kaynağında bulunan akkor halindeki ışık yalımına verilen isimdir. Işık alevin yansımasıdır. Luviler, Hititlerin bu halka taktığı bir isimdi ve bu isim, bu halkın artık var olmayan dillerinde "Işık İnsanları" anlamına geliyordu. Luviler için Sefa Taşkın tarafından ifade edildiği gibi, Alevilerin de " ... yalnız Anadolu 'nun değil insanlığın derin geçmişi ile ilgili, gizler taşıdığı" ve Alevi deyiminin aslında Işık İnsanı anlamına geldiği, ilerleyen sayfalarda kanıtları ile beraber ortaya konacaktır. Alevilik üzerine pek çok kitap yazılmış, araştırma-inceleme yapılmıştır. Bu kitaplarda Alevi deyimi, Ali taraftarı, Ali'yi sevenler ve Ali'ye bağlı olmanın bir ifadesi olarak ele alınmış, deyimin Ali kaynaklı olmayabileceği, Ali' den türetiImemiş olabileceği bir ihtimal olarak dahi ele alınmamıştır. (On Altıncı Yüzyıl’ın son çeyreğine kadar,Osmanlı Padişah fermanlarında ve yazışmalarında Aleviler,IŞIK TAİFESİ olarak anılmışlardır.Osmanlı-Safavi çatışmalarında Işık Taifesi (Aleviler) Safaviler’ den yana oldular.Osmanlı’nın savaşı kazanmasıyla Işık Taifesine karşı sürek avı başlatıldı.) (Sayfa:40) Yapılan katliamlarla soyunun yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldılar ve kurtuluş olarak çeşitli kelime oyunlarının arkasına sığınarak kendilerini korumayı seçtiler. "Işık Taifesi" bugünkü Aleviler' e, On Yedinci Yüzyıl' dan önce verilen isimdi. Ellerinde bağlamaları ile köy köy dolaşarak, bu inanışın yayılmasını ve yerleşmesini sağlayan misyoner ozanlara da "Işık" deniyordu. Bir kelime oyunu ve bir ses benzerliğinin ardına sığındılar. Aşk, aşık ve ışık sözcükleri, o dönemde Osmanlı Ülkesi 'nde kullanılan Arap Alfabesi ile neredeyse aynı harflerle yazılıyordu. Okunuşları da birbirlerinden pek farklı değildi. Misyoner ozanlar, kağıt üzerindeki ışık yazısını, aşık olarak okuyarak kendilerine "Aşık" dediler. Böylece ışıklara yönelik öfke ve şiddeti, kendi üzerlerinden savuşturdular. (Yani “AŞIK” KELİMESİNDE GİZLENDİLER! Işıklar beraberinde kendilerine HORASAN ERENLERİ tanımlaması yaparak gizlenmeyi devam ettirdiler.Onuncu yüzyıldan başlayarak Anadolu’ya göç eden TÜRKMEN’ lerin anayurdu Orta Asya’ydı.HORASAN sözcüğünün anlamı Fars kökenli GÜNEŞİN YERİ anlamındadır.Bu insanlar Güneşin yerinden geldiklerini ve ışık olduklarını usta bir düzenleme ile üzeri örtülü de olsa ifade ediyorlardı.Asıl isimlerini ve sırlarını kelimelerin arkasına saklamışlardı. BU GİZLENİŞ DİYALEKTİK ANLATIMDAN! BAŞKA NE OLABİLİRDİ.) (Sayfa:41) Nefeslerde şöyle denmektedir(sözlü gelenek) Biz aşığız ne söylesek Sözümüzde yalan olmaz Sır içinde sır saklarız Hiç kimseye ayan olmaz. Gabari’nin bir nefesinde; Aşıklarız,ışıklarız elhak gedalarız (Aşıklarız,ışıklarız doğrusu fakirleriz) Şeydalarız felek-zedeler müptelalarız (Delileriz feleğin zulmüne uğramış tutkunlarız) Belirtmek gerekir ki, On Altıncı Yüzyıl' dan önce söylenmiş Alevi nefeslerinde, Ali-Hasan-Hüseyin-Kerbela isimlerine pek rastlanmaz. On Dördüncü Yüzyıl'da yaşamış ünlü Alevi bilgesi ve ozanı Yunus Emre'nin Divanı, buna en güzel örnektir. Yunus Emre, Hz. Ali, Ehl-i Beyt, Kerbela sözcüklerini şiirlerine hiç almamıştır. Yunus Emre'nin nefeslerinde onun bir Işık İnsanı olduğu birçok yerde vurgulanmıştır. Oruç,namaz gusulü,hac hiccaptır AŞIKLARA AŞK ondan münehhez halis heves içinde Ey AŞIKLAR,ey aşıklar IŞIK MEZHEBİ DİN’dir bana. |
|
Özgüzlük insanin Elinde Kafasinin icindedir,Ben Kafamin icindeki Özgürlügü Yazabildigim Ölcüde Özgürüm [Linkleri görebilmeniz için kayitli üye olmaniz gerekmektedir. Üye olmak için lütfen tiklayiniz.] |
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| alevİlİĞİn, gİzlİ, tarİhİ |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
|
![]() |